top of page

Algoritmaların yetiştirdiği nesil: Türk gençliğinin zihnini kim şekillendiriyor?

29 Eyl
3 dakikada okunur

Dünya büyük bir değişimden geçiyor. Teknolojinin hayatımızın her alanına girdiği, cep telefonlarının artık yalnızca bir iletişim aracı olmaktan çıkarak günlük hayatımızı yönlendiren bir merkez hâline geldiği bu dönemde, üzerinde en fazla düşünmemiz gereken meselelerden biri gençlerimizin dijital dünyayla kurduğu ilişkidir.

Bundan yirmi yıl önce bir çocuğun karakterinin ve dünya görüşünün şekillenmesinde ailesi, okulu, öğretmeni, arkadaş çevresi, okuduğu kitaplar ve yaşadığı sosyal çevre belirleyici olurdu. Televizyonun yaygınlaşmasıyla buna medya da eklendi. Bugün ise bütün bunların yanında belki de hepsinden daha fazla vakit geçirilen yeni bir alan var: Sosyal medya.

TÜİK'in 2024 yılı Çocuklarda Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması'na göre 6-15 yaş grubundaki çocuklarımızın yüzde 91,3'ü internet kullanıyor. Sosyal medya kullanım oranı ise yüzde 66,1 seviyesine ulaşmış durumda. Düzenli internet kullanan çocukların yüzde 83,9'u interneti video izlemek amacıyla kullanıyor.

Bu rakamları sadece çocuklarımızın teknolojiyle ne kadar iç içe olduğunu göstermek için değerlendirmek eksik olacaktır.

Asıl üzerinde durmamız gereken, bu kadar uzun süre dijital dünyanın içerisinde bulunan Türk gençliğinin karşısına neyin, kimin tarafından çıkarıldığıdır.

Çünkü artık karşımızda sadece sosyal medya platformları değil, gençlerimizin ilgi alanlarını öğrenen, hangi görüntüde ne kadar kaldığını hesaplayan, hangi içeriği beğendiğini bilen ve buna göre bir sonraki izleyeceği görüntüyü belirleyen algoritmalar bulunmaktadır.

Bir bakıma yeni dünyanın görünmez yayın yönetmenleri algoritmalardır.

Yıllarca televizyonculuk yaptım. Bir televizyon kanalında hangi haberin yayınlanacağına, hangi görüntünün ekrana geleceğine, hangi konunun ne kadar süre işleneceğine insanlar karar verir. Editör vardır, haber müdürü vardır, yayın yönetmeni vardır. Yapılan tercihin arkasında kimin bulunduğunu bilirsiniz.

Sosyal medyada ise genç kardeşlerimizin karşısına çıkan içeriklerin büyük bölümünü görünmeyen bir sistem belirliyor.

Üstelik genç kardeşimiz çoğu zaman ekranın tamamen kendi kontrolünde olduğunu düşünüyor.

Halbuki izlediği her video, yaptığı her arama, verdiği her beğeni ve hatta bir görüntünün üzerinde birkaç saniye fazla durması bile sistem için bir veriye dönüşüyor. Sonrasında algoritma, kullanıcının ilgisini daha uzun süre ekranda tutacak içerikleri önüne getirmeye devam ediyor.

Burada teknoloji düşmanlığı yapmak yahut interneti hayatımızdan çıkarmayı tartışmak kanaatimce doğru değildir. İnsanlık tarihindeki hemen her teknolojik gelişme gibi internet de doğru kullanıldığında büyük imkânlar sağlamaktadır. Bugün Ankara'daki bir genç dünyanın herhangi bir üniversitesindeki akademik çalışmaya saniyeler içerisinde ulaşabiliyor, yabancı dil öğrenebiliyor, tarih araştırabiliyor, yazılım geliştirebiliyor ve kendisini ilgilendiren herhangi bir konuda dünyanın bilgi birikimine erişebiliyor.

Mesele internetin varlığı değil, internetin içerisinde nasıl var olduğumuzdur.

Türk gençliğinin zihnini algoritmaların oluşturduğu içerik havuzuna hiçbir alternatif üretmeden teslim edip etmeyeceğimizdir.

Çünkü sosyal medya yalnızca eğlence alışkanlıklarımızı değiştirmiyor. Kullandığımız Türkçeden dinlediğimiz müziğe, giyim tarzımızdan tüketim alışkanlıklarımıza, örnek aldığımız insanlardan tarih ve toplum meselelerine bakışımıza kadar geniş bir alanda etkisini gösteriyor.

Burada üzerinde durmamız gereken temel konu kültürel egemenliktir.

Türk milleti iki bin yılı aşan devlet geleneği, binlerce yıllık kültürel birikimi, dili, edebiyatı, musikisi, kahramanları ve büyük bir tarihî hafızasıyla bugünlere gelmiştir. Fakat sahip olduğumuz bu büyük birikimi gençlerimizin bulunduğu mecralara taşıyamazsak, sadece geçmişimizin büyüklüğünü anlatmak gelecek nesilleri korumaya yetmeyecektir.

Gençlerimize sürekli “Tarihini öğren.” diyoruz.

Peki biz tarihimizi onların bulunduğu dijital mecralarda ne kadar anlatıyoruz?

“Türkçemizi doğru kullanın.” diyoruz.


Peki Türkçenin zenginliğini ve güzelliğini sosyal medyada gençlerin karşısına çıkaracak içerikleri ne kadar üretiyoruz?

“Telefonu bırak, kitap oku.” demek elbette kolaydır. Ancak bugün yapılması gereken, kitabı telefonun karşısına düşman olarak koymak değil, o telefon vasıtasıyla gencimizi kitaba, tarihe, kültüre, bilime ve sanata ulaştırmanın yollarını bulmaktır.

Bir millet kendi gençliğinin ekranını dolduramazsa, o ekranı başkalarının dolduracağından kimsenin şüphesi olmasın.

Dolayısıyla yapılması gereken yalnızca yasaklamak değildir. Elbette çocuklarımızın dijital güvenliği konusunda devletin, ailenin ve eğitim kurumlarının üzerine düşen sorumluluklar vardır. Zararlı içeriklerle mücadele edilmeli, medya okuryazarlığı güçlendirilmeli, aileler dijital dünyanın getirdiği tehlikeler konusunda bilinçlendirilmelidir.

Ancak savunmada kalmak yeterli değildir.

Üretmek zorundayız.

Türk tarihini, kültürünü, sanatını ve bilimini gençlerimizin kullandığı mecralarda çağın şartlarına uygun şekilde anlatmak; kaliteli Türkçe içeriği artırmak ve gençlerimizi yalnızca dijital dünyanın tüketicisi olmaktan çıkarıp üreticisi hâline getirmek zorundayız.

Türkiye savunma sanayiinde son yıllarda gerçekleştirdiği büyük atılımla kendi göbeğini kendisinin kesebileceğini bütün dünyaya göstermiştir. İHA'dan SİHA'ya, haberleşme sistemlerinden millî teknoloji hamlelerine kadar ortaya konulan iradenin bir benzerinin dijital kültür alanında da ortaya konulması gerekmektedir.

Çünkü egemenlik artık yalnızca sınırlarımızın, hava sahamızın yahut denizlerimizin korunmasıyla sınırlı bir kavram değildir. İçinde bulunduğumuz çağda bir milletin dili, kültürü, verisi ve gelecek nesillerinin zihni de egemenlik mücadelesinin bir parçasıdır.

Her dönem kendinden sonraki nesli eleştirmiştir. Bugün de gençlerin telefonla çok vakit geçirdiğini, daha az kitap okuduğunu yahut sosyal medyaya fazlasıyla bağımlı hâle geldiğini söylüyoruz.

Fakat önce kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Biz o gençlere dijital dünyada ne sunduk?

Onların karşısına hangi rol modelleri çıkardık, hangi eserleri koyduk, hangi kültürel alanı oluşturduk?

Türk gençliğinden kendi tarihine, diline ve kültürüne sahip çıkmasını bekliyorsak, Türk milletinin binlerce yıllık birikimini de onların bulunduğu dünyanın diliyle anlatmayı başarmak zorundayız.

Bugünün mücadelesi sadece toprak üzerinde yürümüyor. Kültürün, bilginin ve insan zihninin üzerinde de büyük bir mücadele yaşanıyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemin en önemli meselelerinden biri, Türk gençliğinin dijital dünyadaki varlığı olacaktır.

Mesele telefonu çocuklarımızın elinden almak değildir.

Mesele, o telefonu eline aldığında karşısına kimin dünyasının çıktığıdır.

 
 
 

Yorumlar


İletişim

Mesajınız için teşekkürler

© 2035 by Train of Thoughts. Powered and secured by Wix

bottom of page