Tarihin Gerçeği: Türk’ün Akdeniz’deki Kalesi - Kıbrıs Türk Devleti
- buraktatli24
- 16 Eki
- 4 dakikada okunur

Kıbrıs meselesi, yalnızca bir ada üzerindeki egemenlik tartışması değil; Türk milletinin tarihi hafızasında, vicdanında ve stratejik ufkunda yer etmiş bir kimlik meselesidir. Tarihin gerçeği şudur: Türk milleti, Akdeniz’in tam kalbinde kendi varlığını korumak, kardeşlerinin hürriyetini savunmak ve millet olmanın gereğini yerine getirmek için Kıbrıs’ta var olmuştur, var olmaya da devam edecektir.
1950’lerin başında Rum–Yunan ikilisinin Enosis hayaliyle başlattığı süreç, Kıbrıs Türkü için bir varlık-yokluk mücadelesinin fitilini ateşlemiştir. O dönemde Türk köyleri yakılmış, kadınlar ve çocuklar katledilmiş, Türk halkı adeta sistematik bir yok etme politikasıyla karşı karşıya kalmıştır. Ancak Kıbrıs Türkü ne boyun eğmiş, ne kimliğinden vazgeçmiştir. Dr. Fazıl Küçük’ün feraseti, Rauf Denktaş’ın dirayeti, Türk Mukavemet Teşkilatı’nın (TMT) disiplinli örgütlenmesi, adadaki Türk varlığını ayakta tutmuştur. 1950’lerin sonunda Türkiye Cumhuriyeti’nin garantörlük misyonu, bu direnişi kurumsal bir güvenceye dönüştürmüştür.

20 Temmuz 1974 sabahı, tarihin akışı değişmiştir. Türkiye Cumhuriyeti, Zürih ve Londra Antlaşmalarından doğan garantörlük haklarını kullanarak “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla harekete geçmiş, kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs’a ayak basmıştır. Bu harekât yalnızca askeri bir operasyon değil, bir milletin kardeşine uzattığı el, Türk tarihinin onur sayfalarından biri olmuştur. Mehmetçik, Muratağa’dan Taşkent’e, Atlılar’dan Sandallar’a kadar her köyde Rum mezalimine dur demiştir. Bu destan, sadece Kıbrıs Türkü’nün değil, Türk milletinin yeniden dirilişidir. 1975 yılında kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD), bağımsızlık sürecinin ilk somut adımı olmuştur. Kuruluş Bildirgesi’nde ifade edildiği üzere, “Kıbrıs Türk halkı, Rum saldırılarına karşı kendi varlığını korumak ve kendi kaderini tayin hakkını kullanmak amacıyla kendi yönetimini kurmuştur.” Bu ifade, yalnızca bir ilan değil, millet iradesinin yazıya dökülmüş hâlidir. KTFD’nin ilanı, Rum tarafına rağmen Türk varlığının kalıcılığını dünya kamuoyuna göstermiştir.
1983 yılına gelindiğinde, bu kararlılık artık geri dönülmez bir nitelik kazanmıştır. 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ilan edilmiş, Kuruluş Bildirgesi’nde şu cümle tarihe kazınmıştır: “Kıbrıs Türk halkı, hür, bağımsız ve demokratik bir devlet kurmuştur.” Bu bildiri, Türk milletinin Kıbrıs’taki varlığının meşruiyet belgesidir. KKTC Anayasası ise bu iradeyi kurumsallaştırarak “Egemenlik kayıtsız şartsız halkındır.” hükmüyle, milli iradeyi en yüksek hukuki düzeye taşımıştır. 1979 Doruk Anlaşması, Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk tarafının barışçıl çözüm konusundaki samimiyetini ortaya koymuştur. Bu anlaşmada, iki toplumun siyasi eşitliği esas alınmış, ancak Rum tarafı bu ilkeye hiçbir zaman sadık kalmamıştır. Rum liderliği her fırsatta “tek egemenlik, tek vatandaşlık, tek uluslararası kimlik” formülünü dayatmış, Türk tarafını azınlık statüsüne indirgemek istemiştir. Bu durum, yıllar sonra 2004 Annan Planı referandumunda bir kez daha teyit edilmiştir. Kıbrıs Türk halkı, planı iyi niyetle desteklemiş; Rum tarafı ise reddederek çözümsüzlüğü seçmiştir. Sonrasında AB’nin, Rum tarafını ödüllendirip KKTC’yi tecrit etmesi, Batı dünyasının adalet anlayışını bir kez daha sorgulatmıştır.
Doğu Akdeniz, sadece jeopolitik değil, aynı zamanda tarihî ve kültürel bir miras alanıdır. Türkiye için Kıbrıs, “Mavi Vatan”ın kilit taşı, ulusal güvenliğin ileri karakoludur. Enerji kaynakları, deniz yetki alanları ve uluslararası ticaret hatları düşünüldüğünde, KKTC’nin varlığı Türkiye’nin geleceğiyle doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle Kıbrıs Türk Devleti, yalnızca bir ada devleti değil, Türk milletinin Doğu Akdeniz’deki stratejik kalesidir.
Son yıllarda ABD, Yunanistan, Fransa ve İsrail’in bölgedeki askeri varlığını artırması, Doğu Akdeniz’de yeni bir kuşatma girişimidir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Larnaka’da kurduğu deniz üssü, Avrupa Birliği’nin tek taraflı yaptırımları, Türkiye’yi çevreleme stratejisinin parçasıdır. Fakat Türk milleti, tarih boyunca olduğu gibi bugün de bu oyunları bozacak iradeye sahiptir. Türkiye, bölgedeki enerji kaynaklarının adil paylaşımı ve deniz yetki alanlarının korunması konusunda kararlılığını sürdürmektedir. Kıbrıs Türk halkı da, Anavatan Türkiye ile birlikte, bu iradenin ayrılmaz bir parçasıdır.
Kıbrıs Türk Devleti’nin bağımsızlığı, sadece siyasi bir mesele değil, milli varoluşun sembolüdür. Bu noktada Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın liderliği, KKTC tarihinin dönüm noktalarından biridir. Tatar, göreve geldiği günden bu yana iki devletli çözüm vizyonunu kararlılıkla savunmuş, “federasyon” adı altında Türk egemenliğini erozyona uğratma girişimlerine set çekmiştir. Cenevre’de 2021’de sunduğu egemen eşitlik temelindeki öneri, artık Kıbrıs meselesinde geri dönüşü olmayan yeni bir dönemin kapısını aralamıştır.

Kıbrıs Türk halkının bu kararlı duruşuna en güçlü desteği, Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı vermektedir. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin 23 Temmuz 2024 tarihinde yaptığı açıklama, tarihe geçen bir irade beyanıdır: “Kıbrıs, sadece üzerinde hayat sürülen bir ada değil, Türk milletinin tarih, şehitlik, kardeşlik, var oluş anıtıdır.” Bu cümle, Kıbrıs meselesinin özüdür. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi, aynı konuşmada “Kıbrıs Türklüğünün eşit statüsüyle egemen eşitliği mutlaka teyit ve tescil edilmelidir. Uluslararası toplum Kıbrıs Türk halkının mahkûm edildiği hukuk dışı ve insan haklarına aykırı izolasyonlara derhal son vermelidir. Kıbrıs Türk Devleti muhakkak tanınmalıdır. Bunun dışında her öneri, her temenni ölü doğmaya müstahaktır.” diyerek hem tarihe hem geleceğe yön vermiştir.
Gerçek budur: Artık Kıbrıs’ta iki ayrı devlet vardır. Bir taraf, geçmişin hayaliyle yaşayan Rum yönetimidir; diğer taraf, geleceği inşa eden Kıbrıs Türk Devleti’dir. Bu hakikati dünya er ya da geç kabul edecektir. Türkiye’nin, Türk Devletleri Teşkilatı nezdinde KKTC’nin gözlemci üye statüsü kazanması, tanınma sürecinin başlangıcıdır. Yakın gelecekte bu adımın daimi üyeliğe dönüşmesi kaçınılmazdır. Bu süreci hızlandırmak, sadece diplomatik değil, aynı zamanda tarihi bir sorumluluktur.

Kıbrıs Türk Devleti, Türk milletinin Doğu Akdeniz’deki kalesidir. Bu kale, yalnızca sınırları koruyan bir mevzi değil; milli kimliğimizi, tarihî hafızamızı ve geleceğe olan inancımızı temsil eder. Tarihin gerçeği budur: Kıbrıs Türk’tür, Türk’ün yurdudur ve öyle kalacaktır. Sonuç olarak, yaklaşan seçimler sadece bir cumhurbaşkanlığı yarışı değildir; bir milletin geleceğine yön verecek stratejik bir tercih dönemidir. Ersin Tatar’ın yanında durmak, yalnızca bir siyasetçiyi desteklemek değil, milli egemenlik mücadelesine omuz vermektir. Bu irade, geçmişte olduğu gibi bugün de Türk milletinin onuru, Türk devletinin teminatıdır. Tarihin gerçeği değişmeyecektir: Türk’ün Akdeniz’deki kalesi, Kıbrıs Türk Devleti’dir.







Yorumlar